Biraz sonra bu sese bir balıkçı motorunun pat patları karıştı. Güneş henüz Morburun’un azıcık üstünde, bir çam dalına takılmış duruyordu. Ak şapkalı balıkçı, motorun arkasına çökmüş, bir eli dümende, gözleri dümen suyuna takılan düşlerde.
Denizin ince kıvrımlı dalgaları, altın kumlar üzerine dantelalarını yayarken, sesleri, kıyıya kavuşup da tez ayrılmanın kırıklığını yansıtıyordu.
Biraz sonra bu sese bir balıkçı motorunun pat patları karıştı. Güneş henüz Morburun’un azıcık üstünde, bir çam dalına takılmış duruyordu. Ak şapkalı balıkçı, motorun arkasına çökmüş, bir eli dümende, gözleri dümen suyuna takılan düşlerde.
Bir sigara dumanladı, dümen suyuna paralelüfledi.Kıyı, uykudan yeni uyanmakta, dağlar çamlı sırtlarıyla körfeze doğru gerinmekte. Uzakta, kentlerde ağır ağırçalışma yaşamının senfonisi çalınmaya başlıyor: Kamyon, otomobil,klakson ve iş makinelerinin sesleri. Bir okul bahçesinde zil sesi, ardında cıvıl cıvıl, neşeli kahkahalar. Daktilo tıkırtıları. Bir demirciden yükselen tak tuk çekiç sesleri. Gırıl gırıl işleyen tornanın sesi.Arada duvar ören, sıva yapan işçilerden yükselen içli bir hasret türküsü...
Yeşiltepe’nin üzerinde iki top bulut peyda oldu. Bu top büyüdü büyüdü... Ucundan ucundan gökyüzünü kaplamaya başladı. Balıkçı da ağırdan ağırdan telâşlanmaya başladı. Ağ yığınlarının üstünü örttü ve bastırdı.. Sepetleri ve kasaları bağladı. Motorun dümenini az ilerdeki Zeytinlik Koyuna kırdı.
Rüzgâr şiddetinigiderek artırdı. Sakinve ağır akışkan sular giderek hareketlenmeye, aralarında kırılan dalgalardaçiçeklenmeye başladı.
Motor, iki yana beşik gibi salınmaya başladı, içeri hafiften hafiften sular vuruyordu. Balıkçı, dümene sıkı sıkıya yapıştı. Az önceki umarsızlık ve kaygısızlıktan eser kalmamıştı. Yaşam, esen sıkı bir poyrazla, farklıve beklenmedik yönlerini gösteriyordu. Koya az kalmıştı. Bir – iki ters dalgayı alabora olmadan atlattıktan sonra koyun huzurlu sularına ulaşmayı başardı. Kayığı kumsala çıkardı. Yere atlar atlamaz derin bir “oh!” çekti. İlerdeki pınarda tuzlu suyun yaktığı yüzünü yıkadı.
Pınarın hemen üzerinde kendine merhaba diye ballı incirlerden iki tane kopardı ve ağzına attı. Her fırtınadan sonra yaşamın ballı yanıyla buluşmak. “İşte hayatbu!” dedi. Islık çalarak yorgun bedenini zeytin ağaçlarının altına bırakıverdi.